10.04.2009

Kitap Yazmak İstesen, Hangisini Yazmak İsterdin?


"Evrenin Kütüphanecisi" Borges'in; "Cenneti kitaplık şeklinde düşleyen ben." dediği gibi, çocukken, evimizin salonunun bir duvarını baştan sona kaplayan o ceviz kütüphane de benim cennetimdi. En üstteki rafta, yetişsem bile çocuk ellerimle kavrayamayacağımı ve ağırlığını tahmin ettiğim, kalın, parlak ve gösterişli ciltli kitaplar ve Kur'an vardı. Onlara karşı saygılı bir uzaklığa razı olmuştum. Benim derdim daha çok, onların altındaki raflardı... Mesnevi'den Faust'a, Kapital'den İbn-i Haldun'un "Mukaddime"sine, James Joyce'un "Ulysses"inden Cemil Meriç'in "Bu Ülke"sine, Rilke'nin "Orpheus'a Soneler"inden Cemal Süreya'nın "Güz Bitiği" şiirlerine, Nietzche'nin "Ecce Homo"sundan Yunus Emre'ye ve muhteşem Dosto'nun tüm eserlerine kadar uzanan, keşfetmek için can attığım heyecan verici o ülke...


On yedi yaşında evden ayrılana kadar doyasıya içtiğim kaynak... Sonra yanımda götürdüğüm bir kaç kitap ile temellendirdiğim, hızla çoğalan, büyüyen kendi kitaplığım. Yazının akışı içinde aklıma ilk gelenlerle oluşuveren bu listeyle diğerlerine haksızlık etmiş olacağım biliyorum ama; Borges-Yolları Çatallanan Bahçe, Cervantes-Don Kişot, Camus-Sisifos Söyleni, Kafka-Dava, Bachmann-Malina, Sartre-Bulantı, Shakespeare-Macbeth/Hamlet/Soneler, Cioran-Çürümenin Kitabı, Bukowski-Ekmek Arası, Dante-İlahi Komedya, OğuzAtay-Tutunamayanlar, Knut Hamsun-Açlık, Hermann Hesse-Siddhartha, Paul Celan-Ölüm Fügü, Edip Cansever-Çağrılmayan Yakup, Oscar Wilde-Dorian Gray'in Portresi, Sabahattin Ali-Kürk Mantolu Madonna, Tanpınar-Saatleri Ayarlama Enstitüsü, İsmet Özel-Erbain, Pasternak-Dr. Jivago, Calvino-Görünmez Kentler, Samuel Beckett üçlemesi-Molloy/Malone Ölüyor/Adlandırılamayan, Chuck Palahniuk-Gösteri Peygamberi... Her birini büyük bir sevinç ve merakla okuyup yerleştirdim kitaplığıma. Okuma planlarıyla hareket eden biri olamadım asla. Mesela bir yazarı külliyatıyla okumadım hiç. Tamamen düzensiz, ama bir o kadar da lezzetli okumalar. Pek çoğunu yeniden/defalarca okudum. Zira kendimi bir kitabı okumuş saymam için, içimde bu şekilde yer etmesi gerekti.


Sanırım, Sevgili Tolga ve Faruk Ahmet'in yolladığı mimin yanıtına geldiğim yer, tam da burası olmalı. Bir kitap yazsaydım, bunun "Yalnızız" olmasını isterdim.


Bir yaz tatilinde, sıkıcı ve uzun bir öğleden sonra, artık büyüdüğüme karar verdim. Kendi çocuk kitaplarımın kıyısından açılıp, cesaretimin ödülü bu sonsuz ülkeyi keşfettiğim ilk kitap Peyami Safa'nın "Yalnızız"ıdır. On yaşındaydım ve bu gri kitabı -ki kastettiğim şey ayrı, kapağıda griydi- neden bu kadar sevdiğimi hiç öğrenemeyeceğim. Belki ismi ilgimi çekmişti, belki de kapağındaki yüzü görünmeyen pelerinli o yalnız adam silüeti. "Yalnızız"a ilk, diğerlerini atlayıp sadece "Simeranya" bölümlerini okuyarak başladım. Gecelerce Samim'in "Simeranya"sını hayal ederek uyudum ben. Bana ömür boyunca genellikle Kafka'da, bazı zamanlar ve de en çok Dostoyevski'de hissedeceğim huzursuzluğu ilk aşılayan kitaptı "Yalnızız". Sonraki yıllarda defalarca yeniden okudum, okudum. Her defasında içime yeni satırlarını yerleştirerek... Bu satırlarda, bende zamanla aydınlanan kitaptaki ideolojiyi, sembolleri, felsefeyi, ruh tahlillerini ve Samim'in ütopyasını her defasında artan bir hayranlıkla okudum.




"Dün sabah rüyayı devam ettirdim. Uyanık olarak Simeranya'ya ilk gidişim. Yatak odamın balkonundaki şezlonga uzanmıştım. Görünmez bulutların kararttığı bir sonbahar akşamı. Çürümüş insan eti renginde bir gök yüzünün zemini üstünde ağaç dallarının uçları hafif bir rüzgarla sallanıyordu. Gözlerimi kapadım. Rüyayı hatırlamaya çalışıyordum. Kendimi bir yelkenlide buldum. Yanımda bir de klavuzum vardı. İki tarafı ağaçlıklı bir dereye girdik. Bu sefer daha ağır gidiyorduk. Suda ve kıyılarda bizden başka hiç kimse, hatta canlı mahluk yoktu. Yelkenlimizin hiç bir rüzgar ve hava cereyanı olmadan yürümesine şaşırıyordum. Sadece yırtılan suyun sesi duyuluyordu."

***

"Yine salon tenha ve karanlık. Yine gözleri yaylı kapının buzlu camlarında uzayıp kısalan gölgelere dikildi. Yine onların arasında sağa sola kayan donuk pırıltılar. Yine ikide bir sallanan kanat, hafif bir gıcırtı ve beklemenin yerini alan yabancıları. Yine arzuyu fırçalayan ve gururu buruşturup atan bir sabırsızlık. Camda uzayan ve genişleyen bir gölgenin, tam ona benzemek üzere iken, anlaşılmaz hangi bulanık çizgi ve kımıldanış farkıyla ondan ayrılmasının verdiği hayal kırıklığı. Birbirinin üstünden kayıp giden sıkıntı anlarının bazen tükenmezlik ihtimalini düşündüren sonsuzluk vehmi ve dehşeti."


Resim: Carl Spitzweg

82 yorum:

  1. Ne güzel!

    Kimse sormadı, sormasın da bana, ama ben yine de kendi kendime gelin güvey olup yumurtlayayım: Bugüne kadar yazılmış ve bundan sonra yazılabilecek pek çok kitabın hepsini de yazmak isterdim. "Bütün" kitapları diyecektim az kalsın ama içlerinde Hitler'in, Stalin'in, Mao'nun, bir sürü itin kopuğun "kitap" adı altındaki kusmukları da olduğu için titreyip kendime geldim çabucak!

    Yine de, tanrı-yazarım olan Calvino'nun "Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu"yu, bir de Edip Cansever'in kitaplarını ben yazmak isterdim. Bunları primus inter pares olarak kabul ediniz yukarıdaki sınırsız listemi dikkate alacaksanız şayet...

    YanıtlaSil
  2. Calvino'nun adını sonradan eklediğim için farkedememişim cümlenin bozulduğunu, özür dileyerek "Yine de, tanrı-yazarım olan Calvino'nun "Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu"sunu..." şeklinde düzelteyim.

    YanıtlaSil
  3. İnanır mısınız, adamın teki benim yazacağım kitabı baş kahramanını da ben yapıp yazmış.

    http://theadolescent.blogspot.com/2008/09/delikanl.html

    Yeraltından Notlar'ı yazayım hiç değilse. Neyse ben çalışmalara başlıyorum.

    YanıtlaSil
  4. Furkan Bey,

    Heh heh, Yeraltından Notlar'ı size bırakmam! Bakın gözlerim nasıl da kamaştı şimdi, hay aksi!..

    Goethe mezarında ters döner mi bilmem ama derim ki, "karanlık, biraz daha karanlık!"

    YanıtlaSil
  5. Tamam, öyle olsun. En azından üçüncü bir kişi yok. İki kişi yazmış olma fikri de gayet makul. Kavga etmeye ne gerek var değil mi?

    A propos of the wet snow ile başlayan bölüm bana uygun gibi dursa da ben ilk bölümü alıyorum, Yeraltı benim. Sulusepken sizin olsun. Bakın buna da itiraz edecekseniz baştan söyleyeyim, çıngar çıkarabilirim.

    YanıtlaSil
  6. Bir yaz tatilinde, sıkıcı ve uzun bir öğleden sonra, artık büyüdüğüme karar verdim.
    :) Benim de buna benzer bir ânım/anım var; ama ben "bir dakika ben küçüklüğü kaçırdım" demiş, onu fark etmiştim. Küçük Prens, Guliver gibi çocuk romanlarını çok geç sayılabilecek yaşta, ortaokul zamanlarıydı galiba, ancak okudum.

    Sıraladıklarının çoğunu biliyorum ama Calvino ile Cioran'a -seveceğimden neredeyse emin olmama rağmen- bir türlü göz atamadım. Bu eksikliği gidermek gerek.

    Bir de Peyami Safa. İki romanını (Fatih-Harbiye ile 9. Hariciye) ve biraz da o ünlü, Nazım Hikmet ve diğer Türk solcularıyla atıştığı gazete yazılarını okudum. Diğerleri neyse de, 9. Hariciye Koğuşu'nu o kadar severim ki! Diğer yazılarını okumamış olmaktan utanmasam kendi mimimde de sırf Hariciye Koğuşu'nun hatrına ismini zikredecektim Safa'nın; şimdi senin bu işi yaptığını görünce sevindim. Yalnızız'ı da listeme ekledim.

    Hep okuyorum ama ilk defa yorum yazdım sanırım buraya. Bunu da listemden sildim.

    YanıtlaSil
  7. Zeynep Hanım,

    Yol yorgunu gelip, tüm dostları dolaştım. Meğer, siz de yazmışsınız. Üstelik zaten yazarmışsınız. Hem de ne güzel yazıyormuşsunuz. Başka kitapları yazmanıza hiç mi hiç gerek yokmuş ki...
    :)))

    İzninizle Metin Bey'in dikkatini çekeyim bişr de, buraya yorum yazmadan bir gün önce Talisman Hanım tarafından mimlenmiş.
    Artık kaçarı yok, yazacak bloguna birer birer; hangi kitapları yazsaymış mış...
    :))

    YanıtlaSil
  8. Metin Bey,

    Siz de mimlenmişsiniz. Ama yaşasın, oley!!! Buraya, yani benim bloguma yaptığınız bu yorumunuz zaten mime yanıt sayılır di mi:)

    YanıtlaSil
  9. Furkan,

    Keşke hatırlatmasaydın. Zaten büyün gece aklıma gelen diğer kitap isimleri yüzünden hayıflanıp durdum:)

    YanıtlaSil
  10. Faruk Ahmet,

    Yazında görünce hatırlayıp çok mutlu oldum. Ben de, saatlerce, bıkıp usanmadan ansiklopedi okurdum:)

    YanıtlaSil
  11. Aman efendim, dönmenize çok sevindim. Hoşgeldiniz Sevgili Ekmekçikız'cımız. Hadi lütfen, yediğiniz-içtiğiniz dahil herşeyi anlatın bize:)

    YanıtlaSil
  12. Furkan Beyciğim,

    Şehrin hemen dışında uygun bir yer var benim bildiğim... Elimizdekilerin seçimini siz yapın lütfen!

    YanıtlaSil
  13. Ekmekçikız Hanım,

    Hoşgeldiniz diyeyim buradan da evsahibemizin izniyle... Talisman Hanım'a da teşekkürlerimi sunarım elbette. Lâkin önce Furkan Bey'le halletmemiz gereken bi mesele var! Kim öle kim kala bakalım...

    YanıtlaSil
  14. Hiii!
    Ne kadar heyecanlı!
    Düello mu yoksa?

    Pardon pardon...
    Ciddi edebiyat meselelerine yol yorgunu sersem kafayla böyle sulu bir yaklaşımda bulunmak da ancak benden beklenirdi, di mi?
    :)

    YanıtlaSil
  15. Hah hah haaaaa... Tam üstüne bastınız Ekmekçikız Hanım! Başka ne olabilirdi ki?.. Konu "Yeraltından Notlar" olunca akan sular durur efenim.

    Ben hazırım. Tarih, yer ve hakem belirleyeceğiz, o kadar.

    YanıtlaSil
  16. İzmit - İstanbul yolu üzerinde boş herhangi bir arazi kabulümdür.

    Beyaz eldivenleri ben getiriyorum, siz de kesici aletleri getirin. Burada yapılacak çekilişle beş kişi de izleme hakkı kazansın. Hatta iyi olan kazansın.

    (O kitap benim.)

    YanıtlaSil
  17. Furkan Bey,
    Kesici alet mi?
    Amanın siz bu işi iyice ciddiye almışsınız.
    Olur mu öyle?
    Başka bir yol bulun lütfen.
    Bakın, ben hakem olurum.
    Diğer dört kişiyi de iki iki siz seçin.
    Okuma provası filan yapsanız?
    Olma mı?

    YanıtlaSil
  18. Furkan Bey,

    Ben kendime Şövalye Pardaillan'ın kılıcını seçtim. Size de Nicholai Hel'in elinde öldürücü silaha dönüşen bir kurşunkalem... Ya da durun durun, tam tersi olsun!

    YanıtlaSil
  19. Ekmekçikız Hanım,

    Durun yahu, telaşlanmayın hemen öyle! Şirin beldemin pusu kültürünü tam ortasından yararak düello kültürünü yüceltişimiz şık bir hareket değil midir şunun şurasında efenim, hı? Hem uzun vadede hepimiz ölüyüz, di mi?

    YanıtlaSil
  20. Yeraltı Adamının ne işi olur kesici aletle filan. Sonuçta Nevsky'de bir omuz atımı en şahane düello şeklidir di mi ama? Alala!

    YanıtlaSil
  21. Orası uzak efenim bize...

    YanıtlaSil
  22. Bazen uzaklık da yeterince öldürücüdür ya neyse... En iyisi, yeraltından çıkmamak. Yeraltında uzaklık anlamını kaybeder.

    YanıtlaSil
  23. Biz Furkan Bey'le kararlıyız hem. Bu iş ya bitecek ya bitecek!

    YanıtlaSil
  24. Sonunda hanginiz İtalyan aryaları söyleyecek acaba. Madem kararlısınız, biz şöyle kenara çekilelim bari.

    YanıtlaSil
  25. İzleme hakkına doğal olarak sahipsiniz Zeynep Hanım. Ehemmiyetle tebaruz ettiririm!

    YanıtlaSil
  26. Beni kan tutmaz zaten Metin Bey.

    YanıtlaSil
  27. Tamam öyleyse efenim... Nema problema!

    YanıtlaSil
  28. Hem ne biliyorsunuz, belki de Furkan dönmeyecek. Netekim ortalarda görünmüyor.

    YanıtlaSil
  29. bir Dostoyevski okuru öyle şeyler yapmaz.

    YanıtlaSil
  30. Bence de! Kesinlikle, düellonun saygınlığına yakışacak bir kıyafet için, rakun kürk, eldiven ve şapka almak için çıktı.

    YanıtlaSil
  31. Kesinlikle öyledir, eminim bundan. Rakibim saygıdeğer bir beyefendi.

    YanıtlaSil
  32. Beni de kan tutmaz ki!
    Zaten hemen hakem olmuştum ya!

    YanıtlaSil
  33. Kaçıp gideceğimi zannettiyseniz çok yanıldınız.

    Zeynep Hanım, sadece ortalığı alevlendiriyorsunuz gibi bir his var içimde. Hınzır bir şekilde gülerken yazıyorsunuz sanırım bunları. Siz küçükken oyunlarda ortalığı kızıştıran çocuklardan mıydınız efendim? Ayrıca kürke karşıyım ve eldivenler hazır.

    Ekmekcikız Hanımefendi hakemlik açısından çok iyi bir tercih. Maazallah Zeynep Hanımefendi hakem olurdu da, ikimiz de ölmeden düelloyu bitirtmezdi.

    Rakibime saygım büyük, dostça bir düello olsun, iyi olan kaybetsin.

    YanıtlaSil
  34. Yasasin! Nihayet gercek bir duello gorecegim! Ben romanlarda en cok duello sahnelerini okumayi severim! Sinirli bilgime dayanarak, Metin Bey ve Furkan Bey simdi kendinize bir de secondlar secmeniz lazim, malum duellocular sadece birbirlerini duelloya davet ederler, diger butun isleri, yerin ve zamanin belirlenmesi, silahlarin iki taraf arasinda getirilip goturulerek kararlastirilmasi, silahlarin kontrolu ve olay yerine getirilmesi, doktorun cagrilmasi ve duello sonrasinda kahvaltinin nerede yeneceginin -duellolar hep safak sokerken yapilir ve hem duelloculari hem de izleyenleri cok aciktirir- ayarlanmasi vs gibi hususlari secondlar halleder. Gerci siz bir kismini aranizda halletmissiniz ama asil onemli meseleler yani doktorun getirilmesi ve sonrasinda kahvaltinin nerede yenecegi hala muallakta. Olmaz! :) Hakem hanim, kahvalti elden gidiyor, duruma mudahale edin lutfen! :)

    Sevgili ev sahibesi Zeynep, Peyami Safa okumaya hemen hemen ayni yaslarda benzer bir kararla baslamisiz, gulumseyerek okudum yazinizi. :) Tek farkla, ben Safa seruvenine 9. Hariciye Kogusuyla basladim, Yalniziz'i en son okudum. Sizin Simerenya hayallerine dalisinizi okuyunca da imrendim ve kacirdigim firsata uzuldum, 10 yasindaki bir cocugun zihni icin ne basdondurucu yer olmali orasi! Evet, Yalniziz Peyami Safa'nin en guzel, en kamil romanidir ama ben yine de Fatih-Harbiye'yi tum kusur ve eksikleriyle kendisini sineme cekerek daha bir severim. Ama Sinasi'yle Faiz Bey Yalniziz'da olsaydi, o zaman fikrimi degistirirdim bakin! :))

    YanıtlaSil
  35. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  36. Amma cok cenem dustu benim, bakin yorumumu tek parca halinde yollamami blogger kabul etmiyor. :)

    Yalniziz'i okudugumda 16 yasindaydim ve Simerenya'dan cok etkilenmistim ve sanirim Samim'e pek bi fena asik olmustum. :) Ama zihnim artik bir yerde kirlenmisti yahut nasirlasmis miydi mi demeliyim, o romandan almam gerektigini dusundugum lezzeti ve heyecani layikiyla alamamistim. Yazinizi okuyunca beynimde bir simsek cakti ve evet dedim, baska seylerle hic agzimin tadini bozmamaliydim, ben de Yalniziz'i 10 yasinda okumaliydim, o yitiklik duygusunu tatmaya onunla baslamaliydim.
    Ah o 10 yasindaki Zeynep'e cok gipta ettim, cok. :)
    Sevgiler. :)

    YanıtlaSil
  37. Düelloya meraklı bu kadar insanı hiç bir arada görmemiştim. :)

    Bu arada bu sitedeki son iki girdi çok kışkırtıcı. İnsanda yorum yapma, kelam etme isteği uyandırıyor. Saygılar.

    YanıtlaSil
  38. Ben de sayenizde bugun Yalniziz'i satin aldim. Cok cahilim ancak bu yasta okumaya baslayacam. Off off.

    YanıtlaSil
  39. Sevgili Passive, hoşgeldin!

    Ah Passive'cim lütfen hep uzun uzun yaz burada, ben çok mutlu olurum bundan. Bir de, pek çok ortak nokta buldum aramızda, mesela; Ben de, çok severim filmlerdeki düello sahnelerini. Mesela "Prestige" deki düello sahnelerine bayılmıştım. Sonra "Truva"daki, Aşil ve Hektor'un düellosuna(Ben kanlı olanları seviyorum sanırım. hehe:). Hatta Matrix'teki metro düellosunu da çok beğenmiştim.

    Ben de Samim'e feci halde aşık olmuştum. İnan bana 10 yaşında bir çocuk için bu çok daha zor ve çaresizdi:) Bir de, evet haklısın, belki o tertemiz çocuk algısıyla bu kadar bağlandım o kitaba. Ben de, ben de gıpta ediyorum şimdi 10 yaşındaki o Zeynep'e:))

    YanıtlaSil
  40. Furkan, evet düelloyu sevenler biraraya geldik burada. Siz de lütfen şu 5 kişilik seyirci hakkı kontenjanını duruma göre artırın artık.

    Bir de kışkırtıcı girdilere yorum yapma isteğinizi sakın frenlemeyin lütfen. Hatta birazdan yayımlayacağım girdi, Metin Bey'le ikinizi yakından ilgilendiriyor:)

    YanıtlaSil
  41. Tolga, yeni basımlar nasıl bilmiyorum. Umarım değiştirip kuşa çevirmemişlerdir, mesela Passive'in "Simerenya" demesinden anladım ki, yenilerde farklı yerler var. Benim kitabımda
    "Simeranya" diye geçiyor. Bu arada unutmadan söyleyeyim, benim kitabım eski, tam da benle yaşıt:) Baştaki "prolog" bölümüne hayranım. Sen de okuyunca, fırsat bulursan düşüncelerini yaz lütfen.

    YanıtlaSil
  42. Ha unuttum demin, Tolga sen n'aptın kendine!!! Bahar insanı bu kadar mı çarpar, bu kadar mı değiştirir?

    Bahar sana ne yaptı böyle, sen vulgar'a ne yaptın:)

    YanıtlaSil
  43. Hoşbulduk Zeynep! :) Benim en sevdiğim düello sahnelerinden biri de Dangerous Liaisons'takidir. Malkovich allem eder kallem eder, en nefretlik halinde bile kendisini sevdirir.

    Passive Apatheticin Simerenya demesi `Simeranya` demeye dili bir türlü dönmediğindendir. :) Aynı sekilde çatma kaşını da diyemez, kaşma çatını der, okşasana kediyi diyemez oşkasana kediyi der, milleti kendine güldürür. :)

    Bendeki baski zannediyorum anneanneme ait, eski, ciltli, yapraklari sapsari kokuyor. Genckızken pek gizemli, pek esrarengiz bulurmus anneannem Peyami Safa'yi. Bir de Sabahattin Eyuboglu'nu begenirmis. Ama Bedri Rahmi'ye oldum olası burun kivirir, karisini cok kotu aldatmis o adam diye. Anneanne şairligin şanindandir deyince de yuzu kararir, şairligi batsin der. Ah ah, onde zeytin agaclari arkasinda anneannem. :)

    Keske simdi de haklarinda boyle dusunebilecegimiz edebiyatcilarimiz, gazetecilerimiz olsa... Kim Orhan Pamuk'la Ertugrul Ozkok'e asik olabilir ki?

    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  44. Ertuğrul Özkök mü??? Öğğğğğğğkkk... (Bkz: Şuradaki* son yorum)

    * http://www.derinsular.com/sondakika/2009/04/bati-kulturu-vefa-duygusu-ve-uc-soru.php

    YanıtlaSil
  45. "Maazallah Zeynep Hanımefendi hakem olurdu da, ikimiz de ölmeden düelloyu bitirtmezdi."

    Hah hah haaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!..

    YanıtlaSil
  46. Tolga Bey, edindiği yeni müstearla şu* şahsa gönderme yapıyorsa valla bayağı bi sevindiğimi söylemeliyim. Hariçten gazella oluşum da neyin nesi oluyor onu da bilmem gari.

    (*) http://tr.wikipedia.org/wiki/Palmiro_Togliatti

    YanıtlaSil
  47. "Yasasin! Nihayet gercek bir duello gorecegim!"

    Heh heh! Bence de yaşasın Passive II Hanım!

    Bu arada şöyle olsun lütfen:

    Düello meydanı: Uğultulu Tepeler,
    Düello hakemi: Dr. Jivago yahut Dr. Jeckyll.

    YanıtlaSil
  48. "Rakibime saygım büyük, dostça bir düello olsun, iyi olan kaybetsin."

    Ditto!

    Amma velâkin, ben düelloyu kaybettim bile galiba! (Kih kih)

    YanıtlaSil
  49. Pardon pardon... Düello hakemi değil onlar, adı üzerinde, doktor doktor!.. Dilim sürçmüş...

    YanıtlaSil
  50. Bu sersem kafayla düelloya mı girilir! Furkan Bey, izninizle ben bi toparlayayım kendimi azıcık, hı?

    YanıtlaSil
  51. "Maazallah Zeynep Hanımefendi hakem olurdu da, ikimiz de ölmeden düelloyu bitirtmezdi."

    Buna içerlemedim değil hani!

    :)

    YanıtlaSil
  52. "kaşma çatını, oşkasana kediyi"

    Passive, bayıldım buna, çok şekersin:)Lakin bir konuda yollarımız ayrılıyor. Orhan Pamuk konusunda:))

    YanıtlaSil
  53. Ha, bu arada, şurada* bir yerlerde vasiyetnamem vardı, onu da yenileyeyim bu vesileyle bari...

    (*) http://jazzetta.wordpress.com/2006/06/10/vasiyetname-live/

    http://jazzetta.wordpress.com/2006/06/27/hadi-gene-yasadiniz/

    YanıtlaSil
  54. Metin Bey,
    Siz kazanmıyor muydunuz ki, neden bu vasiyet işi?
    Alla alla!

    Benim gözetimim altında ölüm olmayacaktır, emin olun. Hem, düello aleti kılç değil mi? Gırtlak kesmek yok, dokununca tamamdır iş.

    YanıtlaSil
  55. "Ha, bu arada, şurada* bir yerlerde vasiyetnamem vardı, onu da yenileyeyim bu vesileyle bari..."

    Aşkolsun Metin Bey ya. Ben okumadım, okumam da.


    Yalnız benim aklıma Cyrano De Bergerac'ın şiirli düellosundan başka alternatif bi şey daha geldi...Hani "Çiçek Abbas" filmindeki o atışma sahnesi. Heh heh!

    YanıtlaSil
  56. Efenim, ben kaybettim bile... Bkz: Yukarıdaki iki yorum (14 NISAN 2009 SALI 19:22 ve 15 NISAN 2009 ÇARŞAMBA 13:27).

    YanıtlaSil
  57. Zeynep Hanım,

    Bence okuyunus. Dünyanın ilk ve tek canlı yayın ve yine dünyanın ilk ve tek tefrika halindeki vasiyetnamesidir.

    YanıtlaSil
  58. Eyvah ki eyvah! Talisman Hanım'dan sonra Kaçakkova Bey tarafından da mimlenmişim bu konuda... Şu düellodan sağ salim çıkayım bi hele...

    YanıtlaSil
  59. Sanirim benim aldigim kitap Alkim Yayinevi'ne aitti. Bir de aldigim kitapcida fa$o bir yayinevinden cikan versiyonu vardi, onu almadim elbet. Artik nasildir, gorecegiz, sonra da bende hal kalirsa ve muktedir olursam, yorum bile yaparim tabii.

    Eh insan kendi degisemeyince, nickname'ini degistiriveriyor. Cok reccaaa etmekteyim, yeni adimla cagirin beni. Yavas yavas gercek ismimi unutturayim istiyorum ;)

    Duellonun sonucunda, kimin helvasini yiyecez bakalim. Mimmmm canim cekti simdi valla.

    YanıtlaSil
  60. Tolga, sen helvadan bahsedince, ortada kimseler kalmadı. Hehe.

    YanıtlaSil
  61. Hiç de değil efenim. Ben -kendiminki hariç- helva yemeyi severim.

    YanıtlaSil
  62. Rahmetli annemin irmik helvası da şahane olurdu, un helvası da... Yemeye doyamazdım ama sıcak değil de soğuk yemekten daha çok hoşlanırdım helvayı ben...

    Kavun dondurmalı irmik helvası yediniz mi hiç?

    YanıtlaSil
  63. Ah hayır Metin Bey, hiç denemedim. Aslında ben kavunlu dondurma hiç yemedim hayatımda.

    YanıtlaSil
  64. Aslında tam olarak durum şu; Ben meyveli, kakaolu veya her hangi bi şeyli dondurma yemem. Zaten helva da sevmem ki.

    YanıtlaSil
  65. Çok yazık. İnanamıyorum buna.

    YanıtlaSil
  66. Sanırım "çok yazık" diye helva sevmememi değil, dondurmayı kastettiniz Metin Bey. Yani niyeyse bana öyle geldi. Ama, dondurma sevmiyor değilim, çok severim. Lakin sade, içinde hiçbir meyve veya katkı olmadan seviyorum.

    Hadi hayırlısı bakalım. Kitaptan, düelloya, ordan helvaya, sonra da dondurmaya kadar geldik:)

    YanıtlaSil
  67. Zaten ben de dondurma sevmemenize inanamamıştım. Anlaştık efenim öyleyse. Helva sevmeseniz de olur, tamam çok şey kaçırmış olursunuz ama olsun, ne de olsa kalorisi bol. (Dondurmanın kalorisini karıştırmayalım şimdi! Güzel şeyler zararlıdır demiş kuzen Mörfi.)

    Bakalım dondurma durağından nereye uzanıyor yol, hep birlikte göriciiiz!

    YanıtlaSil
  68. Sade dondurmanın yerini hiçbir başka çeşit dondurma alamaz diyecektim ki vazgeçtim.

    Neden? Çünkü aniden aklıma Arnavutköy ve Bostancı semtleri ve dolayısıyla da Aslıhan Hanımablamız ile Yaşar Ustamız geliverdi!

    YanıtlaSil
  69. Yaa! İtalyan dondurmasını ve dondurmacısını kim unuturmuşşşş?
    :)

    YanıtlaSil
  70. Ben unutmam! Unutmam ben! Kimse unutturamaz bana! Bana kimse unutturamaz! Kimse bana unutturamaz! Unutturamaz bana kimse! Unutturamaz kimse bana! Bakınıs dikkat ettiyseniz gayet samimi pozda isimlerini filan zikrederek mevzuu koydum orta yere. Farkındasınız di mi, öyle "İtalyan dondurmacısı" filan diye mücerret konuşmayıp aksine, gayet müşahhas konuştum! (Genç nesiller içün Türkçe meali: mücerret => soyut, müşahhas => somut)

    YanıtlaSil
  71. Ayrıcana internet de unutmaz Gezgincikız Hanımcığım! Benim meşhur ihmalkârlığım olmasaydı, taaa fi tarihinde Muzmin (Obli) Bey'e söz verdiğim üzre, Arnavutköy'deki hanımablamız hakkında hususi makale döşenecektim. Yani bu işin tarihçesi, zat-ı şahanenizin Sicilya seyahatinden çok önceye uzanmaktadır efenim. Saygılarımla arzederim.

    YanıtlaSil
  72. Metin Bey, Obli Bey dedinizde, benim sizin orada yazdığım "kahve" konulu şey geldi aklıma. Onu eğer izin verirseniz buraya aktarsak bi gün, eğlenceli olur hani:)

    YanıtlaSil
  73. Estağfurullah efenim, her ne kadar konuk sanatçılarımızın yazılarına üstbaşlıklar atıp durduysak da, sözkonusu yazı elbette sizindir, tepe tepe kullanabilirsünüz!

    YanıtlaSil
  74. Teşekkür ederim. Olayın asıl güzelliği sizin üstbaşlığınızla buraya almak olacak zaten.

    YanıtlaSil
  75. Fakat Obli Bey görünürlerde yok uzun süredir... Onsuz tadı olacak mı bilmem...

    YanıtlaSil
  76. Metin Bey, belki yine yazımı ve o tarihi hatamı görünce dayanamaz ve paylamak için geri döner. Hı? Valla harika olur. Keşke...

    YanıtlaSil
  77. Pardon pardon!
    Ben kahve konusundan dondurma konusuna döneyim yine. Şöyle ki, siz bu dondurmacı hanfendiyi ne kadar yakından tanıyorsunuz bilmiyorum, ama, Metin bey, kendisi bizim turun rehberinin yakın arkadaşı olurmuş. Benim yakınlığım sizinkinden daha fazla sayılır mı, hani mücerret/müşahhas felan olmak bab'ında diyorum...

    YanıtlaSil
  78. Oooops!

    Sizin turun rehberi olcek şahıs, bir otruşta bir kilo dondurmayı hüpletebiliyo mu bakayım, hı? Bir seansta yiyebildiği dondurma kadar konuşsun! Ayrıca da bu dondurmacı hanımefendü abulamızı böyle blog blog tanıtma faaliyetlerine girişmiş mi ömrühayatında bakalım?

    Yemezler efenim.

    YanıtlaSil
  79. Eee, iyi ya. Yemeyin siz de o vakit!
    Keh keh keh...

    YanıtlaSil
  80. Mesele dondurmaysa gerisi teferruattır! (Bkz: Hergelekon atasözü)

    Heh heh!

    YanıtlaSil